Kuantum Düşünce Yöntemi, James J. Mapes

James J. Mapes tarafından yazılan Kuantum Düşünce Yöntemi kitabının kapağındaki slogan "İmkansız diye bir şey yoktur!". Kitabın elimdeki birinci baskısı, Kasım 2007'de Yakamoz Yayınları'ndan çıkmış.
Kuantum düşünce yöntemi aslı kitabın ön kapak resmi
Kuantum Düşünce Yöntemi, ilk yüzlü sayfalara gelene kadar vasat bir kişisel gelişim kitabı olarak devam ediyor. Bu ilk kısım, işin aslı, bende hayal kırıklığı yarattı. Belki de kitabın ilk yüz sayfasının, adında geçen "kuantum" ibaresi nedeniyle oluşan beklentilerimi karşılamaktan çok uzak olmasındandır.

İkinci bölümle biraz daha hız kazanan bu garip kitap, sonu gelmez maddeler ve soyut önerilerle bayıltsa da sonlarına doğru sarsıcı alıştırmalar ve somut örneklerle desteklenen tezleri sayesinde ilgi çekici bir hale geliyor.

Kuantum Düşünce Yöntemi, geneline bakarsanız, kendi türünde başarılı bir örnek sayılabilir. Başladığı kitabı yarım bırakmaktan nefret eden biri olarak, defalarca "Bıraksam mı acaba" dedirtmesi nedeniyle de, epey eksi puanı hak ediyor.

Teknik olarak iyi olsa da okunabilirliği düşük bu kitabı, kuantum dünyasının ve kişisel gelişime uygulanışını öğrenmek isteyenlere tavsiye edebilirim. Başlarda biraz sıkılacaksınız ama illaki biter. On üzerinden altı, konuyla ,ilgiliyseniz yedi olarak değerledirmek mümkün.

Özer.


Creative Commons License
Kuantum Düşünce Yönetimi James J. Mapes by Özer Kavak is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 Unported License.

Hangi Hasan?

Yengeç Yürüyüşü - Günter Grass

Günter Grass
tarafından yazılan 1999 Nobel edebiyat ödüllü Yengeç Yürüyüşü adlı bu kitap, Can Yayınları tarafından 2003 yılında basılmış (1.Basım).

Gerek işlediği konu, gerekse üslup ilgi çekici. Antisemitizm, Hitler Almanya'sı ve günümüz Almanyası'nın hikaye ile harmanlanıp karşılaştırıldığı kitap, kişisel değerlendirmeme göre 10 üzerinden 7, biraz sıksam en çok 8 alabiliyor.



Nobel Edebiyat Ödülü'nün esere veriliş sebebi bence açık. Ödüle hak kazananları belirleyenlerin vizyonuna uygun bir misyon edinip, bu doğrultuda ortalamanın üzerinde bir eser yazacaksınız. Yakın geçmişteki Orhan Pamuk örneğini unutmamak gerek. Demek Nobel kriterlerinde, 1999'da da durum çok farklı değilmiş.

Bugün, Dede Korkut olup, o eşsiz hikayeleri ilk defa kağıda dökseniz, Nobel edebiyat ödülünde değerlendirilmeye bile alınmazsınız. Not: Diğer yandan bu durum, bugün büyük edebi eserler üretemiyor olmamızın bahanesi olamaz.

Kitabın başından sonuna kadar isimlere büyük önem atfedilmiş. İkinci dünya savaşının sonlarında, Ruslar tatafından Baltık denizinde batırılan, Alman mültecileri taşıyan geminin adı Willhelm Gustloff. Gemi, ismini antisemitizm ile özdeşleştirilen 1936'da gerçekleşen bir olayın kahramanının adından almış. Bu isim diğer isimler gibi Hitler Almanyası'nda bir sembol. İyi kurgulanmış olaylar, hep bu isimler çevresine örülmüş.

Kitapta beni en çok rahatsız eden konuya gelince: İsimler ile ifade edilenlerin gücünün hissedildiği bir kitapta, geminin ikinci kaptanının (ismi Willhelm Zahn) çok sevdiği köpeğinin adı "HASAN" olarak seçilmiş (1. basım için sayfa 125). Kitapta, sahibi tarafından çok sevilen "Hasan" isimli bu bekçi köpeği, gemi batarken, acı çekmemesi için sahibi tarafından başına kurşun sıkılarak öldürülüyor. İsimler ve temsil ettiği üzücü olaylar üzerine kurulu bir kitapta, bu özel isim seçiminin rastlantı veya dikkatsizlik sonucu olduğuna inanmak güç.

Solingen katliamından (29 Mayıs 1993), neo-naziler ve Almanya'da yaşayan Türk'lerden de bahsedilen kitapta yazarın, bu ismin Türkler taranından çok kullanıldığını bilmediğini varsaymak imkansız. Hasan ismi, sadece Türkiye'de kullanılan bir isim değil. Ayrıca Hz.Muhammed'in öldürülen iki torunlarından birinin isminin "Hasan" olduğunu hatırlatmam gerekiyor.

Peki ne yapmalı? Aynı seviyeden takılıp, bundan sonra köpeklerimize "Willhelm" veya "Günter" isimlerini mi koymalıyız. 17 yaşında iken SS olduğunu 60 yıl sonra itiraf eden bu garip entelektüele az bile. Ancak bu isimler Alman halkı tarafından halen sıkça kullanılıyor. Bu bizlere yakışmaz. Günter Efendi'ye de yakışmamış. Kimbilir, belki de yakışmıştır.

Özer


Creative Commons License
Hangi Hasan (Yengeç Yürüyüşü Günter Grass) by Özer Kavak is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 Unported License.

Bağımsız (Freelance) Çalışmanın Olumsuz Yönleri

Konuyla ilgili daha önce yazdığım yazı: "Bağımsız Çalışma (Freelance)"

Bağımsız (Freelance) çalışmada getiri:
Türkiye koşullarında bağımsız, serbest çalışmanın (freelance) getirisi ilk zamanlar az ve düzensizdir. Fatura kesemiyorsanız, alacaklarınızda sorun yaşayabilirsiniz. Yazılı resmi bir hizmet - bedel akdi (sözleşme) yoksa, işiniz zordur.

Güven:
Müşteriler karşılarında hesap sorabilecekleri kurumsal bir yapı ararlar. Bunun adı hukukta Tüzel Kişi'dir. Karşılarında bir işletme görmek isterler, böylece kendilerini güvende ve rahat hissederler. Size güvenmemelerini kişisel algılamayın. Giyim, kartvizit, web sayfası gibi konuların yanında, ilk fırsatta, resmi olarak işletmenizi kurun.

Bağımsız çalışanlarda Sosyal Güvenlik:
Bağımsız çalışmayı seçenlerin (freelancer) temel sorunlarından biri, sgk primi ödememeleri veya ödeyememeleridir. İhmal, önemsememe veya düşük kazançlar nedeniyle ödenemeyen, takip edilmeyen sosyal güvenlik konuları, gelecekte başınızı ağrıtacaktır.

Disiplin:
İnsanın, zamanı kullanmada başarılı olduğu ve iradesinin güçlü olduğu söylenemez. Eğer evde çalışırken hedeflerinizi, zaman kısıtlarınızı doğru koyamazsanız, nefsinizin kurbanı olabilisiniz. Hem bağımsız çalışmak, hem de güvenilmez olmak kolaydır.

Serbest çalışanlarda vergi:
Serbest çalışanların çoğu, bu işe amatör olarak başladıkları için önceleri vergi mükellefiyetinden kaçarlar. Eğer hizmetlerinin bedelini bir işletmeden gider makbuzu karşılığında alıyorlarsa, stopaj olarak vergileri ödenmiştir. Aksi halde, kazançlarına karşılık, vergi ödemekle mükelleftirler. Genelde kazanılan hemen harcanır, vergi ihmal edilir. Bu durum yasal değildir ve başınıza iş açabilir. Bir işletme adı altında faaliyet yürütememenin bir diğer olumsuz yönü ise masrafların vergiden düşülemeyip, KDV iadesi, teşvik vs. alınamamasıdır.

Ev hali, "Hazır Ayaktasın":
Yaptığınız iş ne olursa olsun başarı için, sorumluluk, ciddiyet, zamanlama ve çok çalışma gereklidir. Evden çalışmanın bir olumsuz yanı da, aile bireylerinin ve çevrenin sürekli evde olduğunuzu bildikleri için çalışmalarınızı ciddiye almamaları, işinizi, işten saymamaları ve bunun doğal sonucu olarak, bazı ek sorumlulukları size yüklemeleri olacaktır. "Nasıl olsa evdesin...", "ben izin alamam, şuraya bir uğra da ... ilgileniver." gibi cümleler sıkça canınızı sıkacaktır. Buna ben "hazır ayaktasın" durumu diyorum. Bu durumu engellemenin tek yolu, yaptığınız işi ciddiye almanız ve bunu çevreizdekilere ifade etmenizdir. Emin olun, çalıştığınıza kolay ikna olmayacaklardır.

Ruh ve beden sağlığı:
Özgür çalışma saatleri kulağa hoş gelir. İyi bir planlama yapılmazsa, alınan işlerin zaman kısıtlarına uyabilmek için stresli, uykusuz, bol kahveli geceler sizleri bekler. "Ben bu durumu seviyorum" deseniz bile, otuzlu veya kırklı yaşlarda ortaya çıkmaya başlayacak olumsuz etkilerine şimdiden hazır olmanız gerekir.

Özer


Creative Commons License
Freelance çalışmanın olumsuz yönleri by Özer Kavak is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 Unported License.

Gobustan kaya resimleri

Gobustan kaya resmi örneği: çiftçi kadınlar ve evcil bütükbaş hayvan
Gönül bağı

Sayfanın sağ üstündeki resim ve sağdaki başlıkların önünde gördüğünüz insan figürü, atalarımıza ait Gobustan kaya resimlerinden örnekler.

Günümüzden 5.000 - 40.000 yıl öncesine ait bu kaya resimleri Azerbaycan'da Bakü'ye 60km mesafede bulunan Gobustan milli parkında bulunuyor. UNESCO tarafından dünya kültür mirası kapsımına alınmış bu tarihi hazineyi bir gün ziyaret etmeyi umuyorum.


Kırk bin yıl pek bir şey ifade etmeyebilir. Oysa Hz.Muhammed yaklaşık 1400 yıl önce, Hz.İsa ise sadece 2000 yıl önce yaşadı. Mısır firavunları 4.000 yıl kadar önce hüküm sürüyordu. Buzul çağı, sadece 10.000 yıl önce sona erdi. Dolayısıyla 40.000 yıl öncesi, insanlığın taş devrini yaşadığı çağdır. O çağdan kalan her eser insanlık için çok değerlidir. Hele bir de bu eserler bizim atalarımıza ait ise.

Bu çizim, süreci görselleştirmekte yararlı olabilir. Görüldüğü gibi Milattan önce 38.000'de başlamış çizimler. Buz devri bitmiş, İnsanlık yontma taş devrine geçmiş, sonunda insanlık yazıya geçmiş.

Yıllarca, göçebe, barbar gibi ifadelerle önyargılı tarih bilimcilerinin kaleminden, tüm doğu toplumlarını aşağılayan batılılara en güzel cevap Azerbaycan'da kayalar üzerinde 40.000 yıldır duruyor.

Bu insanlar, kendi çevreleriyle ve gelecek kuşaklarla iletişim için bu çizimleri kayalara resmettiler. Kayalara çizerek başlattıkları iletişim, yazının bulunmasıyla hızlanarak devam etti. Bugünkü teknolojimizi bu isimsiz sanatçılara borçluyuz.

Ne biliyoruz ki

Ne ... biliyoruz ki?

Orjinal Adı: What Bleep Do We Know?
Kitabın ilerleyen bölümlerinde belirtildiği üzere projenin asıl adı "Ne bok biliyoruz ki?". Filmini kaçırmışım. Geçen beş yıl için büyük kayıp. O yıllarda (2004) Kıbrıs'ta yoğun çalışıyordum. Yakın tarih konusundaki eksikliğimi kitaplarla tamamlamaya uğraşırken bu konuları epey ihmal etmişim.

Aslında eser, bir film ve bir kitap olmak üzere iki parçadan oluşuyor. Kitap daha kapsamlı anlatım ve örnekler içeriyor. Bu arada film ve kitaptaki örnekler farklı. Karayip yerlileri örneği sadece filmde yer alırken, karayollarına zorunlu iniş yapan küçük uçaklara çarpan sürücüler örneği sadece kitapta var.

Bilime ve felsefeye ilgi duyuyorsanız kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapıt.

Vardıkları sonuçlara katılma zorunluluğuz yok. Ama yaklaşım, içerdiği bilgi ve karmaşık bilimsel ve felsefi konuları sunuş tarzıyla beni epeyce etkiledi. Bilimsel açıdan bakıldığında, bilim çevrelerinin nerede oldukları konusunda da çarpıcı mesajlar veriyor.

Kuantum bilgisayarlar, Kuantum beyin, Kuantum başarı gibi onlarca örneğini duyduğumuz benzetimlerin aslında kuantum fiziğinden etkilenen yaklaşımlar olduğunu biliyoruz. Peki kuantum parçacıkların akıl almaz dünyası ile ilgili ne biliyoruz?

Madur olmak, şanssız, bahtsız, kısmetsiz, kader kurbanı olmak... Bunu engellenmek mümkün mü? Önyargılı bilim insanlarının tanımladığı gibi sadece rastlantısal olarak ortaya çıkmış biyo-kimyasal bir çorbanın sonucu muyuz? Peki ya Bilinç, yaşam, can, ruh? Plasebo etkisi, Niyetin buz kristallerine etkisi, ateşin ve suyun üzerinde yürüme... ? Beyninizde çakan bir şimşeği, aklınıza gelen düşünceyi bilim açıklayabiliyor mu? Yoksa mekanizma Atom Altı parçacıkların sistemiyle mi çalışıyor? Eğer öyle ise, Kuantum mekaniğinin diğer özelliklerini de taşıyor olmamız gerekmez mi? Eğer itaşıyorsak, Kuantum parçacıkları gibi aynı anda birden çok yerde olabilir miyiz (en azından bilinç)? Evrende herhangi diğer bir parçayla iletişim kurabilirmiyiz, etkileyebilir miyiz? Gözlemci miyiz? Nihai Gözlemci kim?

Önerim, önce filmin tamamını izlemeniz ve ilginizi çekerse, kitabını edinerek okumanız.

Kitap İnkılap'tan 2008'de çıkmış.
Film ise 2004 yapımı.


Karmaşıklık-4

Karmaşıklık-4, İşler Karmaşıklaşıyor.

Konunun ilk yazısı: Karmaşıklığa Giriş, Isınma Turları.
Bir önceki yazı: Karmaşıklık-3, Düzen Nereye Kadar?


Burada örneklerden yola çıkarak durumu inceleyelim. İster bir siyasi parti, ister bir tepsi, ister bir borsa, ister bir göl, isterse tüm dünya atmosferi olsun, dıştan gelen, taşıyabildiği, sürekli minik etkilere maruz kalır ve çevresiyle etkileşim içindedir. Minik pirinç heyelanları, gölün sularının daha hızlı emildiği topraklara kadar genişlemesi ve orada gelişimin kısmen durması, beş yıldır sigara içenin sağlığını koruması gibi.

Tüm bunlar düzen içinde varlığını sürdüren sistemlere örneklerdir. Sistem, düzeni bozacak büyük bir etkiye maruz kalmamıştır veya etkilerin toplamı, düzenin bozulacağı eşiğe henüz ulaşmamıştır. Sisteme içeriden bakıldığında herşey yolundadır. Ufak tefek sorunlar çıkmakta ama genel yapıda farkına varılır değişikliklere yol açmadan çözülmektedir. Küresel kriz öncesini anımsatıyor değil mi?

Tanımladığımız sistemler, dış etkilerle değişerek düzeni korumaya devam ederler. Şimdiye kadar dört konu üzerinde durduk.
  • Küçük parçaların veya etkilerin öngörülemezliği, hesap edilemezliği.
  • Bilimin tek tek etkileri hesaplayamasa dahi, hesaplayabildiği en küçük değişkene kadar inmeye çalışması. Aslında sonunda, atom altı parçacıkların öngörülemez doğasına, Kuantum Fiziği'ne gelip çatması, ancak konumuz (şimdilik) bu değil.
  • Öngörüler için geçmiş tecrübe ve verilerin yorumlanarak nasıl kullanıldığı.
  • Sistemlerin az veya çok dış etkilere dayanıp, değişerek uyum gösterdikleri, yükü taşıyabildikleri sürece DÜZEN'i korudukları.

Bundan sonra kaos ve düzen arasındaki o ince çizgiye, eşiğe bakacağız.
Creative Commons License
Karmasiklik-4, isler karmasiklasiyor by Ozer Kavak is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 3.0 Unported License.

az gittim

Ortalıklarda görünmediğime bakmayın. Bomba gibi konularla geliyorum.

İşte fırındakiler:

Ne ... Biliyoruz ki? (Kitap + film)
Karmaşıklık M. Waldrop (Kitap)
Lidaki ve ispari körfezde.
Bu ne böceği?
Yol Ayrımı Kemal Tahir (Kitap)
Çam fıstığı.

Özer

SPARQL Sorgu Modülü Demo Sayfası Yayında

Daha inceki gönderilemde bahsettiğim Joomla! 2.5 için SPARQL sorgu modülü deneme sayfası yayında. Sayfada solda ve altta olmak üzere dbpe...